1876 KANÛN-I ESÂSÎ [ORİJİNAL METİN]

KANÛN-I ESÂSÎ*

MEMÂLİK-İ DEVLET-İ OSMANİYE

MADDE 1[1]. — Devlet-i Osmaniye, memâlik ve kıtaat-ı hâzırayı ve eyalât-ı mümtâzeyi muhtevi ve yek-vücud olmakla, hiçbir zamanda hiçbir sebeble tefrik kabûl etmez.
               
MADDE 2. — Devlet-i Osmaniye’nin pây-ı tahtı İstanbul şehridir ve şehr-i mezkûrun, sair bilâd-ı Osmaniye’den ayrı olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.
               
MADDE 3. — Saltanat-ı Seniye-i Osmaniye Hilâfet-i Kübrâ-yı İslâmiye’yi hâiz olarak Sülâle-i Âl-i Osman’dan usûl-i kadîmesi vechile ekber evlâda aittir[2].
               
MADDE 4. — Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî, hasbel-hilâfe Dîn-i İslâm’ın hâmisi ve bil-cümle tebaa-i Osmaniye’nin hükümdar ve pâdişâhıdır.
               
MADDE 5. — Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî’nin nefs-i hümâyûnu, mukaddes ve gayr-i mes’ûldür.
               
MADDE 6. — Sülâle-i Âl-i Osman’ın hukuk-ı hürriye ve emval ve emlâk-i zâtiye ve madâmel-hayat tahsisât-ı mâliyeleri, tekâfül-i umûmî tahtındadır.
               
MADDE 7. — Vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişân itâsı ve eyalât-ı mümtâzenin şerait-i imtiyaziyelerine tevfikan icrâ-yı tevcihâtı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düvel-i ecnebiyye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvve-i berriyye ve bahriyyenin kumandası ve harekât-ı askeriyye ve ahkâm-ı şer’iyye ve kanûniyenin icrâsı ve devâir-i idârenin muamelâtına müteallik nizâmnâmelerin tanzîmi ve mücazaât-ı kanûniyenin tahfifi veya affı ve Meclis-i Umûmî’nin akd ve tatili ve lede-l-iktiza Hey’et-i Meb’ûsân’ın âzâsı yeniden intihâb olunmak şartile feshi, hukuk-ı mukaddese-i Pâdişâhî cümlesindendir.
               
TEBAA-İ DEVLET-İ OSMANİYE’NİN HUKUK-I UMÛMÎYESİ
               
MADDE 8. — Devlet-i Osmaniye tâbiiyyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ-istisna Osmanlı tâbir olunur ve Osmanlı sıfatı kanûnen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.

MADDE 9. — Osmanlıların kâffesi, hürriyet-i şahsiyelerine mâlik ve aharın hukuk-ı hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.

MADDE 10. — Hürriyet-i şahsiye her türlü taarruzdan masûndur. Hiç kimse kanûnun tâyin ettiği sebeb ve sûretten maada bir bahane ile mücazaât olunamaz.

MADDE 11. — Devlet-i Osmaniye’nin dîni, Dîn-i İslâm’dır. Bu esası vikâye ile beraber, asayiş-i halkı ve âdâb-ı umûmîyeyi ihlâl etmemek şartile memâlik-i Osmaniye’de marûf olan bil-cümle edyânın serbesti-i icrâsı ve cemaat-ı muhtelifeye verilmiş olan imtiyazât-ı mezhebiyenin kemâkân cereyanı, Devlet’in taht-ı himayetindedir.
               
MADDE 12. — Matbuat kanûn dairesinde serbesttir.
               
MADDE 13. — Tebaa-i Osmaniye nizâm ve kanûn dairesinde ticaret ve san’at ve felâhat için her nev’i şirketler teşkiline mezûndur.
               
MADDE 14. — Tebaa-i Osmaniye’den bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umûma müteallik olan kavânîn ve nizâmâta muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclis-i Umûmî’ye dahi müddeî sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurînin ef’âlinden iştikâya salâhiyetleri vardır.
               
MADDE 15. — Emr-i tedris serbesttir. Muayyen olan kanûna tebaiyet şartile her Osmanlı umûmî ve husûsî tedrise mezûndur.

MADDE 16. — Bil-cümle mektepler Devlet’in taht-ı nezaretindedir. Tebaa-i Osmaniye’nin terbiyesi bir siyak-ı ittihâd ve intizâm üzere olmak için iktiza eden esbâba teşebbüs olunacak ve milel-i muhtelifenin umûr-ı itikadiyelerine müteallik olan usûl-i talimiyeye halel getirilmeyecektir.
               
MADDE 17. — Osmanlıların kâffesi huzur-ı kanûnda ve ahval-i dîniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vazaifinde mütesâvidir.
               
MADDE 18. — Tebaa-i Osmaniye’nin hidemât-ı Devlette istihdam olunmak için Devlet’in lisan-ı resmîsi olan Türkçe’yi bilmeleri şarttır.
               
MADDE 19. — Devlet memuriyetinde umûm tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabûl olunurlar.

MADDE 20. — Tekâlif-i mukarrere nizâmât-ı mahsûsasına tevfikan kâffe-i tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetince tarh ve tevzi olunur.
               
MADDE 21. — Herkes usûlen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafi-i umûmîye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanûnu mûcibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.
               
MADDE 22. — Memalik-i Osmaniye’de herkesin mesken ve menzili taarruzdan masûndur. Kanûnun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble Hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.
               
MADDE 23. — Yapılacak Usûl-i Muhakeme Kanûnu hükmünce hiç kimse kanûnen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.
               
MADDE 24. — Müsadere ve angarya ve cerîme memnûdur. Fakat muharebe esnasında usûlen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.
               
MADDE 25. — Bir kanûna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumât nâmı ile ve nâm-ı aharla hiç kimseden bir akçe alınamaz.

MADDE 26. — İşkence ve sair her nev’i eziyet kat’iyyen ve külliyyen memnûdur.

VÜKELÂ-YI DEVLET

MADDE 27. — Mesned-i Sadâret ve Meşihât-ı İslâmiye Taraf-ı Pâdişâhî’den emniyet buyurulan zâtlara ihale buyurulduğu missillû sair vükelânın memuriyetleri dahi bâ-irade-i Şâhâne icrâ olunur[3].

MADDE 28. — Meclis-i Vükelâ Sadr-ı A’zam’ın riyaseti tahtında olarak akdolunup dahilî ve haricî umûr-ı mühimmenin merciidir. Müzakerâtından mühtac-ı istîzan olanların kararları irade-i seniye ile icrâ olunur[4].

MADDE 29. — Vükelâdan herbiri dairesine ait olan umûrdan, icrâsı mezûniyeti tahtında bulunanları usûlüne tevfikan icrâ ve icrâsı mezûniyeti tahtında olmayanları Sadr-ı A’zam’a arzeder. Sadr-ı A’zam dahi o makûle mevâddan müzakereye muhtaç olmayanların muktezasını icrâ veyahut Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’den istîzan ederek ve muhtac-ı müzakere bulunanları Meclis-i Vükelâ’nın müzakeresine arzeyleyerek müteallik buyurulacak irade-i seniye mûcibince iktizasını ifa eyler. Bu mesalihin envağ ve derecâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.
               
MADDE 30. — Vükelâ-yı Devlet memuriyetlerine müteallik ahval ve icrââttan mes’ûldür.
               
MADDE 31. — Meb’ûsân âzâsından biri veyahut birkaçı Hey’et-i Meb’ûsân’ın dâhil-i dâire-i vazifesi olan ahvaldan dolayı Vükelâ-yı Devlet’ten bir zât hakkında mes’ûliyeti mûcip şikâyet beyan ettiği halde evvelâ Hey’et-i Meb’ûsân’ın nizâm-ı dahilîsi mûcibince bu misillû mevâddın Hey’et’e havalesi lâzım gelip gelmeyeceğini müzakereye memur olan şubede tetkik olunmak üzere şikâyeti müş’ir Hey’et-i Meb’ûsân Reîsi’ne verilecek takrir, Reîs tarafından nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafından tahkikat-ı lâzime icrâ ve iştikâ olunan zât tarafından izahât-ı kâfiye istihsal olunduktan sonra şikâyetin şayan-ı müzakere olduğuna dair ekseriyetle terkip olunacak kararnâme Hey’et-i Meb’ûsân’da kırâat olunarak ve lede-l-iktiza şikâyet olunan zât da’vetle bizzat veya bi-l-vasıta vereceği izahât istima’ kılınarak âzâ-yı mevcûdedin sülüsân-ı ekseriyeti mutlakasile kabûl olunur ise muhakeme talebini müş’ir mazbatası Makam-ı Sadâret’e takdim ile lede-l-arz müteallik olacak irade-i seniye üzerine keyfiyet Dîvân-ı Âlî’ye havale olunur.
               
MADDE 32. — Vükelâ’dan itham olunanların usûl-i muhakemeleri, kanûn-ı mahsûs ile tâyin edilecektir.

MADDE 33. — Memuriyetlerinden hariç ve sırf zâtlarına ait her nev’i deâvîde vükelânın sair efrad-ı Osmaniye’den aslâ farkı yoktur. Bu misillû husûsâtın muhakemesi ait olduğu mehâkim-i umûmîyede icrâ olunur.

MADDE 34. — Dîvân-ı Âlî’nin Dâire-i İtham’ı tarafından müttehem olduğuna karar verilen Vükelâ tebriye-i zimmet edinceye kadar vekâletten sâkıt olur.

MADDE 35. — Vükelâ ile Hey’et-i Meb’ûsân arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabûlünde Vükelâ tarafından israr olunup da Meb’ûsân cânibinden ekseriyet-i ârâ ile tafsilen esbâb-ı mûcibe beyanile kat’iyyen ve mükerreren reddedildiği halde Vükelâ’nın tebdîli veyahut müceddeden müddet-i kanûniyesinde intihâb olunmak üzere Hey’et-i Meb’ûsân’ın feshi münhasıran yed-i iktidar-ı Hazret-i Pâdişâhî’dedir.

MADDE 36. — Meclis-i Umûmî mün’akid olmadığı zamanlarda Devlet’i bir muhataradan veyahut emniyet-i umûmîyeyi halelden vikâye için bir zaruret-i mübreme zuhur ettiği ve bu bâbda vaz’ına lüzûm görülecek kanûnun müzakeresi için Meclis’in celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde Kanûn-ı Esâsî ahkâmına mugayir olmamak üzere Hey’et-i Vükelâ tarafından verilen kararlar, Hey’et-i Meb’ûsân’ın içtimaile verilecek karara kadar bâ-irade-i seniye, muvakkaten kanûn hüküm ve kuvvetindedir.

MADDE 37. — Vükelâdan her biri her ne zaman murad eder ise, Hey’et’lerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesa-yı memurînden birini tarafından vekâleten bulundurmak ve irad-ı nutukta âzâya takaddüm etmek hakkını hâizdir.

MADDE 38. — İstîzah-ı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclis-i Meb’ûsân’da ekseriyetle karar verilerek da’vet olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesa-yı memurînden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek veyahut lüzum görür ise mes’ûliyetini üzerine alarak cevabını tehir etmek salâhiyetini hâiz olacaktır.

MEMURÎN

MADDE 39. — Bil-cümle memurîn nizâmen tâyin olunacak şerait üzere ehil ve müstahak oldukları memuriyetlere intihâb olunacaktır ve bu vechile intihâb olunan memurlar kanûnen mûcib-i azil hareketi tahakkuk etmedikçe veya kendisi istifa eylemedikçe veyahut Devlet’çe bir sebeb-i zarûrî görülmedikçe azl ve tebdîl olunamaz ve hüsn-i hareket ve istikamet eshabından olanlar ve Devlet’çe bir sebeb-i zarûrîye mebni infisal edenler nizâm-ı mahsûsunda tâyin olunacağı vechile terakkiyata ve tekaüt ve mazuliyet maaşlarına nâil olacaklardır.

MADDE 40. — Her memuriyetin vezayifi nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacağından her memur kendi vazifesi dairesinde mes’ûldür.

MADDE 41. — Memurun âmirine hürmet ve riayeti lâzimeden ise de itaati kanûnun tâyin ettiği daireye mahsûstur. Hilâf-ı kanûn olan umûrda âmire itaat mes’ûliyetten kurtulmağa medâr olamaz.

MECLİS-İ UMÛMÎ

MADDE 42. — Meclis-i Umûmî Hey’et-i Â’yân ve Hey’et-i Meb’ûsân nâmlarile başka başka iki hey’eti muhtevidir[5].

MADDE 43. — Meclis-i Umûmî’nin iki hey’eti beher sene Teşrin-i sânî iptidâsında tecemmu eder ve bâ-irade-i seniye açılır ve mart iptidâsında yine bâ-irade-i seniye kapanır ve bu hey’etlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanda mün’akid olamaz.
               
MADDE 44. — Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî, Devlet’çe görülecek lüzum üzerine Meclis-i Umûmî’yi vaktinden evvel dahi açar ve müddet-i muayyene-i içtimaını da tenkis veya temdit eder[6].

MADDE 45. — Meclis-i Umûmî’nin yevm-i küşadında Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî veyahut taraflarından bi-l-vekâle Sadr-ı A’zam hazır olduğu ve Vükelâ-yı Devlet’le iki hey’etin âzâ-yı mevcûdesi birlikte bulundukları halde resmî küşad icrâ olunup sene-i câriye zarfında Devlet’in ahval-i dahiliye ve münasebât-ı hariciyesine ve sene-i âtiyyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsâta dair bir nutk-ı hümâyûn kırâat olunur[7].
               
MADDE 46. — Meclis-i Umûmî âzâlığına intihâb veya nasbolunan zevât Meclis’in yevm-i küşadında Sadr-ı A’zam huzurunda ve o gün hazır bulunmayan olur ise mensup olduğu Hey’et müçtemi olduğu halde Reîsleri huzurunda Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî’ye ve vatanına sadakat ve Kanûn-ı Esâsî ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyleyeceğine tahlif edilür.
               
MADDE 47. — Meclis-i Umûmî âzâsı rey ve mütalâa beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna va’d-u vaîd ve talimat kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek Meclis’in müzakerâtı esnasında beyan ettiği mütalâalardan dolayı bir vechile itham olunamaz; meğer ki Meclis’in Nizâmnâme-i Dahilî’si hilâfında hareket etmiş ola. Bu takdirde nizâmnâme-i mezkûr hükmünce muamele görür.
               
MADDE 48. — Meclis-i Umûmî âzâsından birinin hıyanet ve Kanûn-ı Esâsî’yi nakz ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensub olduğu Hey’et âzâ-yı mevcûdesinin sülüsân-ı ekseriyet-i mutlakasile karar verilir veyahut kanûnen hapis ve nefyi mûcib bir ceza ile mahkûm olur ise âzâlık sıfatı zâil olur ve bu ef’âlin muhakemesile mücazaâtı ait olduğu mahkeme tarafından rü’yet ve hükmolunur.
               
MADDE 49. — Meclis-i Umûmî âzâsından herbiri reyini bizzat itâ eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabûlüne dair rey vermekten içtinaba hakkı vardır.
               
MADDE 50. — Bir kimse zikrolunan iki Hey’et’in ikisine birden âzâ olamaz.
               
MADDE 51. — Meclis-i Umûmî Hey’etlerinden ikisinde dahi mürettep olan âzânın nısfından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffe-i müzakerât sülüsân-ı ekseriyetile meşrut olmayan husûsâtta hazır bulunan âzânın ekseriyet-i mutlakasile karargîr olur ve tesavi-i ârâ vukuunda Reîs’in reyi iki addedilir.
               
MADDE 52. — Bir kimse şahsına müteallik da’vâsından dolayı Meclis-i Umûmî’nin iki Hey’etinden birine arzuhal verdiği halde eğer evvelâ ait olduğu memurîn-i Devlete veyahut o memurların tâbi bulundukları mercie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali reddolunur.

MADDE 53. — Müceddeden kanûn tanzîmi veya kavânîn-i mevcûdeden birinin ta’dîli teklifi Hey’et-i Vükelâ’ya ait olduğu gibi, Hey’et-i Â’yân ve Hey’et-i Meb’ûsân’ın dahi kendi vazife-i muayyeneleri dairesinde bulunan mevâd için kanûn tanzîmini veyahut kavânîn-i mevcûdeden birinin ta’dîlini istidaya salâhiyetleri olmağla evvelce Makam-ı Sadâret vasıtası ile Taraf-ı Şâhâne’den istîzan olunarak irade-i seniye müteallik buyurulur ise ait olduğu dairelerden verilecek izahât ve tafsilât üzerine lâyıhalarının tanzîmi Şûrâ-yı Devlet’e havale olunur.

MADDE 54. — Şûrâ-yı Devlet’te bi-l-müzakere tanzîm olunacak kavânîn lâyıhaları Hey’et-i Meb’ûsân’da ba’dehû Hey’et-i Â’yân’da tetkik ve kabûl olunduktan sonra icrâ-yı ahkâmına irade-i seniye-i Hazret-i Pâdişâhî müteallik buyurulur ise düstûr-ül-amel olur ve işbu hey’etlerin birinde kat’iyyen reddolunan kanûn lâyıhası o senenin müddet-i içtimaiyesinde tekrar mevki-i müzakereye konulamaz.
               
MADDE 55. — Bir kanûn lâyıhası evvelâ Hey’et-i Meb’ûsân’da ba’dehû Hey’et-i Â’yân’da bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyet-i ârâ ile karar verilmedikçe ve ba’de-l-karar hey’et-i mecmuası için dahi be-tekrar ekseriyetle karar hâsıl olmadıkça kabûl olunmuş olmaz.
               
MADDE 56. — Bu Hey’etler Vükelâ’dan veya onların göndereceği vekillerden veya kendi âzâlarından olmayan veyahut resmen da’vet olunmuş memurînden bulunmayan hiç kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafından vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olduğu halde aslâ kabûl edemez ve ifadelerini istima’ eyleyemez.
               
MADDE 57. — Hey’et’lerin müzakerâtı lisan-ı Türkî üzere cereyan eder ve müzakere olunacak lâyıhaların sûretleri tab’ ile yevm-i müzakereden evvel âzâya tevzi olunur.
               
MADDE 58. — Hey’et’lerde verilecek reyler ya tâyin-i esamî veyahut işarât-ı mahsûsa veyahut rey-i hafî ile olur. Rey-i hafî usûlünün icrâsı âzâ-yı mevcûdenin ekseriyet-i ârâsı ile karar verilmeğe mütevakkıftır.
               
MADDE 59. — Her Hey’et’in inzibât-ı dahilîsini münhasıran kendi Reîsi icrâ eder[8].
               
HEY’ET-İ Â’YÂN
               
MADDE 60. — Hey’et-i Â’yân’ın Reîsi ve âzâsı nihayet mikdarı Hey’et-i Meb’ûsân âzâsının sülüsî mikdarını tecavüz etmemek üzere doğrudan doğruya Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’den nasbolunur.
               
MADDE 61. — Hey’et-i Â’yân’a âzâ tâyin olunabilmek için âsâr ve ef’âli umûmun vüsûk ve itimadına şayan ve umûr-ı Devlet’te hidemât-ı memdûhesi mesbûk ve mütearif zevâttan olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.
               
MADDE 62. — Hey’et-i Â’yân âzâlığı kayd-ı hayat iledir. Bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşîrliği ve kadı-askerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulînden ve berrî ve bahrî ferikândan ve sıfat-ı lâzimeyi cami’ sair zevâttan münasipleri tâyin olunur. Kendü taleplerile Devlet’çe sair memuriyete tâyin olunanlar âzâlık memuriyetinden sâkıt olur.
               
MADDE 63. — Hey’et-i Â’yân’ın âzâlık maaşı şehriye on bin kuruştur. Başka bir nâm ile Hazine’den muvazzaf olan âzânın maaş ve tâyini eğer on bin kuruştan dûn ise ol mikdara iblâğ olunur ve eğer on bin kuruş veya ziyade ise ibka olunur.
               
MADDE 64. — Hey’et-i Â’yân Hey’et-i Meb’ûsân’dan verilen kavânîn ve muvazene lâyıhalarını tetkik ile eğer bunlarda esasen umûr-ı dinîyeye ve Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî’nin hukuk-ı seniyesine ve hürriyete ve Kanûn-ı Esâsî ahkâmına ve Devlet’in tamamiyet-i mülkiyesine ve memleketin emniyet-i dahiliyesine ve vatanın esbâb-ı müdafaa ve muhafazasına ve âdâb-ı umûmîyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasının ilâvesile ya kat’iyyen red veyahut ta’dîl ve tashih olunmak üzere Hey’et-i Meb’ûsân’a iade eder ve kabûl ettiği lâyıhaları tasdik ile Makam-ı Sadâret’e arzeyler ve Hey’et’e takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâve-i mütalâa ile beraber Makam-ı Sadâret’e takdim eder.
               
HEY’ET-İ MEB’ÛSÂN
               
MADDE 65. — Hey’et-i Meb’ûsân’ın mikdar-ı âzâsı tebaa-i Osmaniye’den her elli bin nüfus-ı zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur[9].
               
MADDE 66. — Emr-i intihâb rey-i hafî kaidesi üzerine müessestir. Sûret-i icrâsı Kanûn-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır[10].
               
MADDE 67. — Hey’et-i Meb’ûsân âzâlığı ile Hükûmet memuriyeti bir zât uhdesinde içtima’ edemez. Fakat Vükelâ’dan intihâb olunanların âzâlığı mücazdır ve sair memurînden biri meb’ûsluğa intihâb olunur ise kabûl edip etmemek yed-i ihtiyarındadır. Fakat kabûl ettiği halde memuriyetinden infisal eder.
               
MADDE 68. — Hey’et-i Meb’ûsân için âzâlığa intihâbı câiz olmayanlar şunlardır: Evvelâ, tebaa-i Devlet-i Âliye’den olmayan; sâniyen, nizâm-ı mahsûsu mûcibince muvakkaten hizmet-i ecnebiye imtiyazını hâiz olan; salisen, Türkçe bilmeyen; râbian, otuz yaşını ikmal etmeyen; hâmisen, hîn-i intihâbda bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan; sâdisen, iflâs ile mahkûm olup da iade-i itibar etmemiş olan; sâbian, sû-i ahvâl ile müştehir olan; sâminen, mahcûriyetine hüküm lâhik olup da fekk-i hacir edilmeyen; tâsian, hukuk-ı medeniyeden sâkıt olmuş olan; âşiren, tâbiiyet-i ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar meb’ûs olamaz. Dört seneden sonra icrâ olunacak iltihaplarda meb’ûs olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır.

MADDE 69. — Meb’ûsân intihâb-ı umûmîsi dört senede bir kerre icrâ olunur ve her meb’ûsun müddet-i memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihâb olunmak câizdir.

MADDE 70. — Meb’ûsların intihâb-ı umûmîsine Hey’et’in mebde-i içtimaı olan Teşrin-i sânîden lâ-akall dört mah mukaddem başlanılır.
               
MADDE 71. — Hey’et-i Meb’ûsân âzâsının her biri kendini intihâb eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umûm Osmanlı’ların vekili hükmündedir.

MADDE 72. — Müntehibler intihâb edecekleri meb’ûsları mensup oldukları dâire-i vilâyet ahalisinden intihâb etmeğe mecbûrdur.
               
MADDE 73. — Bâ-irade-i seniye Hey’et-i Meb’ûsân feshile dağıldığı[11] halde nihayet altı ayda müçtemi olmak üzere umûm meb’ûsânın müceddeden intihâbına başlanılacaktır[12].

MADDE 74. — Hey’et-i Meb’ûsân âzâsından biri vefat eder veya esbâb-ı hacriye-i meşrûadan birine dûçar olur veya bir uzun müddette Meclis’e devam etmez veyahut istifa eder veya mahkûmiyet veya kabûl-i memuriyet cihetile âzâlıktan sâkıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetişmek üzere usûlü vechile diğeri tâyin olunur.
               
MADDE 75. — Münhal olan meb’ûsluk makamlarına intihâb olunacak âzânın memuriyeti gelecek intihâb-ı umûmî zamanına kadardır.
               
MADDE 76. — Meb’ûslardan her birine beher sene içtimaı için Hazine’den yirmi bin kuruş verilecek ve şehriye beş bin kuruş maaş itibarile memurin-i mülkiye nizâmına tevfikan azimet ve avdet harcırahı itâ kılınacaktır[13].
               
MADDE 77. — Hey’et-i Meb’ûsân Riyaseti’ne Hey’et tarafından ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefer ki cem’an dokuz zât intihâb olunarak Huzur-ı Şâhâne’ye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reîs vekâletlerine bâ-irade-i seniye tercih ve memuriyetleri icrâ kılınır.
               
MADDE 78. — Hey’et-i Meb’ûsân’ın müzakerâtı alenîdir. Fakat bir madde-i mühimmeden dolayı müzakerâtı hafî tutulmak Vükelâ cânibinden veyahut Hey’et-i Meb’ûsân’ın âzâsından onbeş zât tarafından teklif olundukta, Hey’etin içtima’ ettiği mahal âzânın maadasından tahliye edilerek teklifin red veya kabûlü için ekseriyet-i ârâya müracaat edilür.
               
MADDE 79. — Hey’et-i Meb’ûsân’ın müddet-i içtimaiyesinde âzâdan hiç biri Hey’et tarafından ithama sebeb-i kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha veya cinayet icrâ eder iken veya icrâyı müteakip tutulmadıkça, tevkif ve muhakeme olunamaz.
               
MADDE 80. — Hey’et-i Meb’ûsân kendisine havale olunacak kavânîn lâyıhalarını müzakere ile bunlardan umûr-ı mâliyeye ve Kanûn-ı Esâsî’ye taallûk eder maddeleri red veya kabûl veyahut ta’dîl eder ve mesarif-i umûmiye muvazene kanûnunda gösterildiği vechile Hey’et-i Meb’ûsân’da tafsilâtile tetkik olunduktan sonra mikdarına Vükelâ ile birlikte karar verilür ve buna karşılık olacak vâridâtın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sûret-i tevzi ve tedariki kezalik Vükelâ ile birlikte tâyin edilir.
               
MEHÂKİM
               
MADDE 81. — Kanûn-ı mahsûsuna tevfikan taraf-ı Devlet’ten nasbolunan ve yedlerine berât-ı şerif verilen hâkimler lâ-yen-azldir. Fakat istifaları kabûl olunur. Hâkimlerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdîl-i memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üzerine azil olunmaları dahi kanûn-ı mahsûsu hükmüne tâbidir ve hâkimlerin ve mehâkim memurlarının matlûb olan evsafını işbu kanûn irae eder.
               
MADDE 82. — Mahkemelerde her nev’i muhakeme alenen cereyan eder ve ilâmâtın neşrine mezûniyet vardır. Ancak kanûnda musarrah esbâba mebni mahkeme muhakemeyi hafî tutabilir.
               
MADDE 83. — Herkes huzur-ı mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum gördüğü vesait-i meşruayı istimal edebilir.
                              
MADDE 84. — Bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvânın her ne vesile ile olursa olsun rü’yetinden imtina edemez ve bir kerre rü’yetine veyahut rü’yeti için iktiza eden tahkikat-ı evveliyeye başlandıktan sonra tatil veya tâviki dahi câiz olamaz; meğer ki müddeî dâvâdan keff-i yed etmiş ola. Şu kadar ki cezaya müteallik deâvîde Hükûmet’e ait olan hukuk nizâmı vechile yine icrâ olunur.
               
MADDE 85. — Her dâvâ ait olduğu mahkemede rü’yet olunur. Eşhas ile Hükûmet beynindeki dâvâlar dahi mehâkim-i umûmîyeye aittir.

MADDE 86. — Mahkemeler her türlü müdehelâttan âzâdedir.
               
MADDE 87. — Deâvî-i şer’iyye mehâkim-i şer’iyyede ve deâvî-i nizâmiyye mehâkim-i nizâmiyyede rü’yet olunur.
               
MADDE 88. — Mahkemelerin sunûf ve vezaif ve salâhiyetinin derecât ve taksimâtı ve hükkâmın tavzifi kavânîne müstenittir.
               
MADDE 89. — Her ne nâm ile olur ise olsun, bazı mevâdd-ı mahsûsayı rü’yet ve hükmetmek için mehâkim-i muayene haricinde fevk-al-âde bir mahkeme veyahut hüküm vermek salâhiyetini hâiz komisyon teşkili kat’iyyen câiz değildir. Fakat kanûnen muayyen olduğu vechile tâyin-i mevla ve tahkim câizdir.
               
MADDE 90. — Hiçbir hâkim hâkimlik sıfatiyle Devlet’in maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cem’edemez.
               
MADDE 91. — Umûr-ı cezaiyede hukuk-ı âmmeyi vikâyeye memur müddeîumûmîler bulunacak ve bunların vezaif ve derecâtı kanûn ile tâyin kılınacaktır.
               
DÎVÂN-I ÂLÎ
               
MADDE 92. — Dîvân-ı Âlî otuz âzâdan mürekkeptir. Bunların onu Hey’et-i Â’yân ve onu Şûrâ-yı Devlet ve onu Mahkeme-i Temyiz ve İstinaf rüesa ve âzâsından kur’a ile tefrik ve tâyin olunarak Hey’et-i Â’yân dairesinde lüzum göründükçe bâ-irade-i seniye akdolunur. Vazifesi Vükelâ ile Mahkeme-i Temyiz rüesa ve âzâsının ve zât ve hukuk-ı Şâhâne aleyhinde harekete ve Devlet’i bir hal-i muhataraya ilkâya tasaddi eyleyenlerin muhakemesidir.
               
MADDE 93. — Dîvân-ı Âlî ikiye münkasem olup biri Dâire-i İthamiye ve biri Divân-ı Hüküm’dür. Dâire-i İthamiye dokuz âzâdan ibaret olup bunun üçü Hey’et-i Â’yân ve üçü Divân-ı Temyiz[14] ve İstinaf ve üçü Şûrâ-yı Devlet âzâsından Dîvân-ı Âlî’ye alınacak âzâ içinden kur’a ile intihâb olunur.
               
MADDE 94. — Bu Daire şikâyet olunan zevâtın müttehem olup olmadığına sülüsân-ı ekseriyetile karar verir ve Dâire-i İthamiye’de bulunanlar Divân-ı Hüküm’de bulunamaz.
               
MADDE 95. — Divân-ı Hüküm, yedisi Hey’et-i Â’yân ve yedisi Divân-ı Temyiz ve İstinaf ve yedisi Şûrâ-yı Devlet rüesa ve âzâsından olmak üzere Dîvân-ı Âlî âzâsının yirmibir neferinden mürekkep olarak Dâire-i İthamiyye tarafından muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş dâvâlar hakkında âzâ-yı mürettebenin sülüsân-ı ekseriyetile kat’iyyen ve kavânîn-i mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabil-i istinaf ve temyiz değildir.
               
UMÛR-I MÂLİYE
               
MADDE 96. — Tekâlif-i Devletin hiçbiri bir kanûn ile tâyin olunmadıkça vaz’ ve tevzi ve istihsal olunamaz.
               
MADDE 97. — Devlet’in bütçesi vâridât ve mesarifât-ı takribiyesini mübeyyin kanûndur. Tekâlif-i Devletin vaz’ ve tevzi ve tahsil emrinde müstenit olacağı kanûn budur.
               
MADDE 98. — Bütçe yani Muvazene-i Umûmîye Kanûnu Meclis-i Umûmî’de madde be madde tetkik ve kabûl olunur. Vâridât ve mesarifât-ı muhammeninin müfredâtını câmi’ olmak üzere ana merbut olan cedveller nizâmen tâyin olunan numûnesine tevfikan aksam ve fusûl ve mevâdd-ı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl fasıl icrâ edilir.
               
MADDE 99. — Muvazene-i Umûmîye Kanûnu müteallik olduğu senenin duhûlünde mevki-i icrâya konulabilmek için lâyıhası Hey’et-i Meb’ûsân’a Meclis-i Umûmî’nin küşadı akabinde itâ olunur.
               
MADDE 100. — Bir kanûn-ı mahsûs ile muayyen olmadıkça emvâl-i Devletten muvazene haricinde sarfiyat câiz olamaz.
               
MADDE 101. — Meclis-i Umûmî’nin mün’akid bulunmadığı esnada esbâb-ı mücbire-yi fevk-al-âdeden dolayı muvazene haricinde masraf ihtiyarına lüzum-ı kavi tahakkuk eder ise mes’ûliyeti Hey’et-i Vükelâ’ya ait olmak ve Meclis-i Umûmî’nin küşadı akabinde ona dair kanûn lâyıhası Meclis-i Umûmî’ye verilmek üzere o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’ye arz ve istîzân ile sâdır olacak irade-i seniye üzerine tedarik ve sarfı câiz olur.

MADDE 102. — Muvazene Kanûnunun hükmü bir seneye mahsûstur. O senenin haricinde hükmü câri olamaz ancak bazı ahval-i fevk-al-âdeden dolayı Meclis-i Meb’ûsân muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesholunduğu halde hükmü bir seneyi tecavüz etmemek üzere bir kararnâme ile Vükelâ-yı Devlet bâ-irade-i seniye sene-i sâbıka muvazenesinin cereyan-ı ahkâmını Meclis-i Meb’ûsân’ın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.
               
MADDE 103. — Muhasebe-i Kat’iyye Kanûnu müteallik olduğu senenin vâridâtından istihsal olunan mebaliğ ile yine o senenin mesarifâtına vukûbulan sarfiyatın mikdar-ı hakikîsini mübeyyin olarak bunun şekil ve taksimâtı dahi Muvazene-i Umûmîye Kanûnuna tamamile mutabık olacaktır.
               
MADDE 104. — Muhasebe-i Kat’iyye Kanûnunun lâyıhası müteallik olduğu senenin hitamından itibaren nihayet dört sene sonra Meclis-i Umûmî’ye itâ olunur.
               
MADDE 105. — Emval-i Devlet’in kabz ve sarfına memur olanların muhasebelerini rü’yet ve devairden tanzîm olunan sâl muhasebelerini tetkik ederek hulâsa-i tetkikat ve netice-i mütalâatını her sene bir takrir-i mahsûs ile Hey’et-i Meb’ûsân’a arzeylemek üzere bir Divân-ı Muhasebât teşkil olunacaktır. Bu Divân her üç ayda bir kerre ahval-i mâliyeyi Riyaset-i Vükelâ vasıtasile bâ-takrir Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’ye dahi arzeder.
               
MADDE 106. — Divân-ı Muhasebât’ın âzâsı oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri Hey’et-i Meb’ûsân’dan ekseriyetle azlinin lüzumu tasdik olunmadıkça memuriyetinde kayd-ı hayat ile kalmak üzere bâ-irade-i seniye nasbolunacaktır.
                              
MADDE 107. — Divân-ı Muhasebât âzâsının evsaf ve vezayifinin tafsilâtı ve sûret-i istifa ve tebdîl ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyet-i teşkili bir nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.

VİLÂYÂT

MADDE 108. — Vilâyâtın usûl-i idâresi, tevsi-i mezûniyet ve tefrik-i vezayif kaidesi üzerine müesses olup derecâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 109. — Vilâyet ve livâ’ ve kazâ merkezlerinde olan idâre meclislerile senede bir defa merkezî vilâyette içtima eden Meclis-i Umûmî âzâsının sûret-i intihâbı bir kanûn-ı mahsûs ile tevsi olunacaktır.

MADDE 110. — Vilâyât Mecâlis-i Umûmîyesinin vezayifi yapılacak kanûn-ı mahsûsunda beyan olunacağı vechile turuk u  maâbir tanzîmi ve itibar sandıklarının teşkili ve sanayi ve ticaret ve felâhatın teshili gibi umûr-ı nafiaya müteallik mevâd hakkında ve umûma ait maârif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerâta şâmil olmakla beraber, tekâlif ve mürettebât-ı mirîyenin sûret-i tevzi ve istihsalinde ve muamelât-ı sairede kavânîn ve nizâmât-ı mevzua ahkâmına muhalif gördükleri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliğ ile tashih ve ıslahı zımnında arz-ı iştikâ etmek salâhiyetini dahi muhtevi olacaktır.
               
MADDE 111. — Müsakkafât ve müstagallât ve nukûd-ı mevkufe hâsılâtının şurût-ı vakfiyesi ve teamül-i kadîmi vechile meşrûtunlehine ve hayrât ve müberrâta sarfolunmak üzere vasiyet edilen emvalin vasiyetnâmelerde muharrer olduğu üzere mûsâlehine sarfına ve emval-i eytamın nizâmnâme-i mahsûsu vechile sûret-i idâresine nezaret etmek üzere her kazâda her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzîm edilecek nizâmât-ı mahsûsası vechile her milletin müntehâb efradından mürekkep olacaktır. Ve mecâlis-i mezkûre mahalleri hükûmetlerini ve Vilâyât Mecâlis-i Umûmîyesini kendilerine merci bilecektir.
               
MADDE 112. — Umûr-ı belediye Der-saâdet ve taşralarda bil-intihâb teşkil olunacak Devair-i Belediye Meclislerile idâre olunacak ve bu dairelerin sûret-i teşkili ve vezaifi ve âzâsının sûret-i intihâbı kanûn-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.
               
MEVÂDD-I ŞETTÂ
                              
MADDE 113. — Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid âsâr ve emarât görüldüğü halde Hükûmet-i seniyenin o mahalle mahsûs olmak üzere muvakkaten (idâre-i örfiye) ilânına hakkı vardır. (idâre-i örfiye) kavânîn ve nizâmât-ı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idâre-i örfiye) tahtında bulunan mahallin sûret-i idâresi nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır. Hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idâre-i zâbıtanın tahkikat-ı mevsukası üzerine sabit olanları memâlik-i mahrusâ-i şâhâneden ihraç ve teb’îd etmek münhasıran Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî’nin yed-i iktidarındadır[[15], [16]].
               
MADDE 114. — Osmanlı efradının kâffesince tahsil-i maârifin birinci mertebesi mecbûrî olacak ve bunun derecât ve teferrüâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 115. — Kanûn-ı Esâsî’nin bir maddesi bile hiçbir sebeb ve bahane ile tatil veya icrâdan iskat edilemez.

MADDE 116. — Kanûn-ı Esâsî’nin mevâdd-ı mündericesinden bazılarının icab-ı hale ve vakte göre tağyir ve ta’dîline lüzum-ı sahih ve kat’î göründüğü halde zikr-i âti şerait ile ta’dîli câiz olabilir. Şöyle ki, ya Hey’et-i Vükelâ veya Hey’et-i Â’yân veya Hey’et-i Meb’ûsân tarafından işbu ta’dîle dair bir teklif vukûbulduğu halde evvelâ Meclis-i Meb’ûsân[17]’da âzâ-yı mürettebenin sülüsân-ı ekseriyetile kabûl olunur ve kabûl Meclis-i Â’yân[18]’ın kezalik sülüsân-ı ekeriyetile tasdik edildikten sonra irade-i seniye dahi o merkezde sudûr eder ise ta’dîlât-ı meşrûha düstûr-ül-amel olur ve Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîli teklif olunan bir maddesi ber-vech-i meşrûh müzakerât-ı lâzimesinin icrâsile irade-i seniyesinin sudûruna kadar hüküm ve kuvvetini gaip etmeksizin mer’iyy-ül-icrâ tutulur[19].

MADDE 117. — Bir madde-i kanûniyenin tefsiri lâzım geldikte umûr-ı adliyeye müteallik ise tâyin-i mânâsı Mahkeme-i Temyiz’e ve idâre-i mülkiyeye dair ise Şûrâ-yı Devlet’e ve işbu Kanûn-ı Esâsî’den ise Hey’et-i Â’yân’a aittir.

MADDE 118. — Elyevm düstûr-ül-amel bulunan nizâmât ve teamül ve âdat ileride vaz’olunacak kavânîn ve nizâmât ile ta’dîl veya ilga olunmadıkça mer’iyy-ül-icrâ olacaktır.

MADDE 119. — Meclis-i Umûmî’ye dair olan fi 10 Şevval sene 93 tarihli Talimat-ı Muvakkate[20]’nin cereyan-ı ahkâmı yalınız birinci defa içtima edecek Meclis-i Umûmî’nin müddet-i in’ikadiyesi hitâmına kadar olup ondan sonra hükmü câri değildir.

Fi 7 Zilhicce, sene 1293.


KANÛN-I ESÂSÎ’NİN TA’DÎLLERİ

(1)
7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANÛN-I ESÂSÎ’NİN BAZI MEVÂDD-I MUADDELESİNE DAİR KANÛN[21]
(5 Şaban 1327 — 8 Ağustos 1325)
(3 Ağustos 1909[22])

HEY’ET-İ Â’YÂN KARARNÂMESİ

Kanûn-ı Esâsî’nin lüzum-ı ta’dîline Meclis-i Meb’ûsân[23]’ca sülüsân-ı ekseriyetle karar verilip ve mevâdd-ı muaddelesi bend bend yine sülüsân-ı ekseriyetle kabûl olunup lâyıha-yı kanûniye[24] şeklinde Meclis-i Â’yân[25]’a tevdi kılınmış ve Meclis-i Â’yân[26]’ca dahi Kanûn-ı Esâsî’nin lüzum-ı ta’dîline sülüsân-ı ekseriyetle karar verilerek lâyıha-yı kanûniyesi Encümen-i Mahsûs’una havale olunmuş idi. Ancak devre-i içtimaiyenin âhiri olmak ve Meclis-i Meb’ûsân[27]’dan tevdi olunan levayıh-ı kanûniye tekessür etmek sebebiyle, Kanûn-ı Esâsî’nin baştan başa tedkikatına vakit müsait olamamış ve Meşrutiyet-i idâre ve hâkimiyet-i millîyenin teeyyüdü için kanûn-ı mezkûr mevâddının en mühim ve müstacel olanlarının tedkiki ve müphem ve nâkıs görünenlerin tavzih ve ikmali ile işbu devre-i içtimaiyeye ait kavânîn sırasında ilân olunması kavaid-i Meşrutiyetin cidden ve fiilen teessüs ettiğini enzar-ı âmmede isbat etmek için elzem görülmüş ve mevâdd-ı sairenin tedkikatı devre-i içtimaiye-i âtiyeye bırakılmıştır. Her iki Hey’et[28]’de ta’dîlen kabûlüne karar verilen onuncu, onikinci, yirmiyedinci, yirmisekizinci, yirmidokuzuncu, otuzuncu, otuzbeşinci, otuzaltıncı, otuzsekizinci, kırküçüncü, kırkdördüncü, elliüçüncü, ellidördüncü, yetmişaltıncı, yetmişyedinci, sekseninci, yüzonüçüncü ve yüzonsekizinci maddeleri asılları ile sûret-i muaddelelerini havi lâyıha-yı kanûniye leffen takdim kılınmış ve yüzondokuzuncu madde tayyedilmiş ve yeniden üç madde ilâve olunup Kanûn-ı Esâsî’nin tedkikat ve ta’dîlâtı ikmal olundukta fasl-ı mahsûslarına nakl ve derç olunmak üzere mevâdd-ı selâse-i mezkûre şimdilik yüzondokuzuncu, yüzyirminci ve yüzyirmibirinci madde olarak kabûl olunmuş ve lâyıha-yı mezkûrenin bil-istîzan tasdik-i Âlî’ye iktiran ettikten sonra Ceride-i Resmiye[29] ile ilân olunarak mevki-i tatbika vaz’edilmek üzere kuvve-i icrâiyeye tebliği kararlaştırılmıştır.

3 Şaban 1327 – 6 Ağustos 1325 (6 Ağustos 1909)
Mehmet Reşat

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 3. — Saltanat-ı Seniye-i Osmaniye Hilâfet-i Kübrâ-yı İslâmiye’yi hâiz olarak Sülâle-i Âl-i Osman’dan usûl-i kadîmesi vechile ekber evlâda aittir. Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî hîn-i cülûslarında Meclis-i Umûmî’de ve Meclis müçtemi değilse ilk içtimaında şer’-i şerif ve Kanûn-ı Esâsî ahkâmına riayet ve vatan ve millete sadakat edeceğine yemin eder.

MADDE 6. — Sülâle-i Âl-i Osman’ın hukuk-ı hürriye ve emval ve emlâk-i zâtiye ve kanûn-ı mahsûs mûcibince madâmel-hayat tahsisât-ı mâliyeleri tekâfül-i umûmî tahtındadır.
               
MADDE 7. — Hutbelerde nâmının zikri ve meskûkat darbı, kanûn-ı mahsûsuna tevfikan rütbe ve menasıp[30] tevcihi, nişân itâsı, Sadr-ı A’zam ve Şeyh-ül-İslâm’ın intihâb ve tâyini, Sadr-ı A’zam’ın teşkil ve arz edeceği vükelânın tasdik-i memuriyetleri, icabında vükelânın ale-l-usûl azl ve tebdîli, kavânîn-i umûmîyenin tasdiki ile ilân-ı mer’iyeti, devair-i hükûmetin muamelâtına ve kavânînin suver-i icrâiyesine müteallik nizâmnâmeler tanzîmi, her nev’i kavânîn teklifi, ahkâm-ı şer’iyye ve kanûniyenin muhafaza ve icrâsı, eyalât-ı mümtâzenin şerait-i imtiyaziyelerine tevfikan icrâ-yı tevcihâtı, kuva-yı berriye ve bahriyenin kumandası, harp ilânı, musalâha akdi, mücazaât -ı kanûniyenin tahfif veya affı, Meclis-i Umûmî’nin tasvîbi ile aff-ı umûmî ilânı, Meclis-i Umûmî’nin miadında küşad ve tatili, Meclis-i Umûmî’nin ahval-i fevk-al-âdede vaktinden evvel içtimaa da’veti, otuzbeşinci madde mûcibince Meclis-i Meb’ûsân’ın üç ay zarfında intihâb olunup içtima etmek şartı ile ve Hey’et-i Â’yân’ın muvafakati ile lede-l-iktiza feshi, ale-l-umûm muahedat akdi, hukuk-ı mukaddese-i Pâdişâhîdendir. Ancak sulhe ve ticarete ve ve terk ve ilhak-ı araziye ve tebaa-i Osmaniye’nin hukuk-ı asliye ve şahsiyesine taallûk eden ve Devletçe masarifi mûcib olan muahedâtın akdinde, Meclis-i Umûmî’nin tasdiki  şarttır. Meclis-i Umûmî’nin mün’akid olmadığı zamanda Hey’et-i Vükelâ’nın tebeddülü vukuunda keyfiyet-i tebeddülden mütevellit mes’ûliyet hey’et-i lâhikaya ait olacaktır.
               
MADDE 10. — Hürriyet-i şahsiye her türlü taarruzdan masûndur. Hiç kimse şer’ ve kanûnun tâyin ettiği sebeb ve sûretten maada bir bahane ile tevkif ve mücazaât  olunamaz.

MADDE 12. — Matbuat kanûn dairesinde serbesttir. Hiçbir vechile kablel-tab teftiş ve muayeneye tâbi tutulamaz.
               
MADDE 27. — Mesned-i Sadâret ve Meşihât-ı İslâmiye emniyet buyurulan zevâta ihale buyurulduğu misillû teşkil-i vükelâya memur olan Sadr-ı A’zam’ın tensîb ve arzı ile sair vükelânın memuriyetleri dahi bâ-irade-i Şâhâne icrâ olunur.

MADDE 28. — Meclis-i Vükelâ Sadr-ı A’zam’ın riyaseti tahtında olarak akdolunup dahilî ve haricî umûr-ı mühimmenin merciidir. Müzakerâtından mühtac-ı istîzan olanların kararları lede-l-arz irade-i seniye ile icrâ olunur.

MADDE 29. — Vükelâdan her biri dairesine ait olan umûrdan mezûniyeti tahtında bulunanları usûlüne tevfikan icrâ ve icrâsı mezûniyeti tahtında olmayanları Sadr-ı A’zam’a inha eder. Sadr-ı A’zam dahi o makûle mevâddan müzakereye muhtaç olmayanları doğrudan doğruya ve muhtac-ı müzakere bulunanları Meclis-i Vükelâ’da ba’de-l-müzakere muhtac-ı tasdik olduğu takdirde arz eder ve muhtac-ı tasdik olmayanlar hakkındaki Hey’et-i Vükelâ kararını tebliğ eyler. Bu mesalihin envağ ve derecâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır. Şeyh-ül-İslâm muhtac-ı müzakere olmayan mevâddı doğrudan doğruya arz eder.

MADDE 30. — Vükelâ Hükûmetin siyaset-i umûmîyesinden müştereken ve daire-yi nezaretlerine ait muamelâttan dolayı münferiden Meclis-i Meb’ûsân’a karşı mes’ûldürler. Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’den tasdike muhtac olan mukarrerâtın mâmulünbiha olması için Sadr-ı A’zam ile dâire-i müteallikası nâzırı taraflarından kararnâmelere vaz’-ı imza edilerek kararın mes’ûliyeti deruhte olunmak ve anların imzası bâlâsına Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’den dahi vaz’-ı imza buyurulmak şarttır. Hey’et-i Vükelâ’ca ittihaz olunan kararlar umûm vükelânın imzalarını havi olacak ve o imzaların bâlâsına muhtac-ı tasdik olduğu takdirde kezalik Taraf-ı Hazret-i Pâdişâhî’den vaz’-ı imza buyurulacaktır.
               
MADDE 35. — Vükelâ ile Hey’et-i Meb’ûsân arasında ihtilâf vukuunda vükelâ reyinde ısrar edüp de Meb’ûsân cânibinden kat’iyyen ve mükerreren reddedildiği halde, vükelâ ya Meb’ûsân’ın kararını kabûle veya istifaya mecburdur. İstifa takdirinde yeni gelen Hey’et-i Vükelâ hey’et-i sâbıkanın fikrinde ısrar eder ve Meclis esbâb-ı mûcibe beyanı ile yine reddederse yedinci madde mûcibince intihâbâta başlanılmak üzere Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî Meclis’i feshedebilir. Fakat hey’et-i cedide-i meb’ûsân evvelki hey’etin reyinde sebat ve ısrar ederse Meclis-i Meb’ûsân’ın rey ve kararının kabûlü mecburî olacaktır.

MADDE 36. — Meclis-i Umûmî mün’akid olmadığı zamanlarda Devlet’i bir muhataradan veyahut emniyet-i umûmîyeyi halelden vikâye için bir zaruret-i mübreme zuhur ettiği ve bu bâbda vaz’ına lüzûm görülecek kanûnun müzakeresi için Meclis’in celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde Kanûn-ı Esâsî ahkâmına mugayir olmamak üzere Hey’et-i Vükelâ tarafından verilen kararlar, Hey’et-i Meb’ûsân’ın içtimaile verilecek karara kadar bâ-irade-i seniye muvakkaten kanûn hüküm ve kuvvetinde olup, ilk içtimada Hey’et-i Meb’ûsân’a tevdi edilmek lâzımdır.

MADDE 38. — İstîzah-ı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclis-i Meb’ûsân’da ekseriyetle karar verilerek da’vet olundukta ya bizzat bulunarak yahut maiyetindeki rüesa-yı memurînden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek yahut lüzum görür ise mes’ûliyeti üzerine alarak cevabının tehirini talep etmek hakkını hâiz olacaktır. Netice-i istîzahta Hey’et-i Meb’ûsân’ın ekseriyet-i ârâsı ile hakkında adem-i itimad beyan olunan nâzır sâkıt olur. Reîs-i Vükelâ hakkında adem-i itimad beyan olunduğu halde Hey’et-i Vükelâ hep birden sükût eder.
               
MADDE 43. — Meclis-i Umûmî’nin iki hey’eti beher sene Teşrin-i sânî iptidâsında bilâ-da’vet tecemmu eder ve bâ-irade-i seniye açılır ve mayıs iptidâsında yine bâ-irade-i seniye kapanır. Bu hey’etlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanlarda mün’akid olamaz.
               
MADDE 44. — Zât-ı Hazret-i Pâdişâhî, görülecek lüzum üzerine re’sen yahut meb’ûsânın ekeriyet-i mutlakası tarafından vuku bulacak taleb-i tahrirîye binâen Meclis-i Umûmî’yi vaktinden evvel açar ve Hey’et-i Umûmîye’nin kararı ile veya re’sen müddet-i muayyene-i içtimaı temdit edebilir.

MADDE 53. — Müceddeden kanûn tanzîmi veya kavânîn-i mevcûdeden birinin ta’dîlini teklife vükelâ ve â’yân ve meb’ûsândan her birinin hakkı vardır. İki Meclis[31]’ten her biri müceddeden veya ta’dîlen kaleme aldığı kanûn lâyıhalarını diğer Hey’et’e gönderir. Orada dahi kabûl olunduktan sonra tasdik-i Hazret-i Pâdişâhî’ye arzolunur.

MADDE 54. — Tanzîm olunacak kavânîn lâyıhaları Meclis-i Meb’ûsân ve Â’yân’ca tetkik ve kabûl olunarak lede-l-arz tasdik ile icrâ-yı ahkâmına irade-i seniye-i Hazret-i Pâdişâhî taallûk ederse düstûr-ül-amel olur. Arz olunan kanûnlar iki mah zarfında ya tasdik olunur yahut tekrar tetkik edilmek üzere bir kerre iade edilir. İade olunan kanûnun tekrar müzakeresinde ekseriyet-i sülüsân ile kabûlü şarttır. Müstaceliyetine karar verilmiş olan kanûnlar on gün zarfında ya tasdik veya iade olunur.

MADDE 76. — Meb’ûslardan her birine beher sene içtimaı için Hazine’den otuz bin kuruş verilecek ve şehrî beş bin kuruş maaş itibarile memurîn-i mülkiye nizâmına tevfikan azimet ve avdet harcırahı itâ kılınacaktır. Müddet-i kanûniyeden fazla içtima vuku bulduğu suretde şehrî beş bin kuruş itibariyle tahsisât-ı munzama verilecektir.
               
MADDE 77. — Hey’et-i Meb’ûsân Riyaseti ile birinci ve ikinci reîs vekâletlerine Hey’et tarafından her sene içtimaında ekseriyetle birer zât intihâb ve intihâb-ı vâki huzur-ı Pâdişâhî’ye arzolunur.

MADDE 80. — Mesarifât-ı umûmîye muvazene kanûnunda gösterildiği vechile Hey’et-i Meb’ûsân’da tafsilâtı ile tetkik olunduktan sonra miktarına vükelâ hazır olduğu halde meb’ûsânca karar verilir. Buna karşılık olacak vâridâtın keyfiyet ve kemmiyeti ve sûret-i tevzi ve tedariki Vükelâ huzuru ile tâyin edilir.
               
MADDE 113. — Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid âsâr ve emarât görüldüğü halde Hükûmet-i seniyenin o mahalle mahsûs olmak üzere muvakkaten (idâre-i örfiye) ilânına hakkı vardır. (İdâre-i örfiye) kavânîn ve nizâmât-ı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idâre-i örfiye) tahtında bulunan mahallin sûret-i idâresi nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.
               
MADDE 118. — Elyevm düstûr-ül-amel bulunan nizâmât ve teamül ve âdat ileride vaz’olunacak kavânîn ve nizâmât ile ta’dîl veya ilga olunmadıkça mer’iyy-ül-icrâ olacaktır. Kavânîn ve nizâmâtın tanzîminde muamelât-ı nâsa erfak ve ihtiyacât-ı zamana evfak ahkâm-ı fıkhiye ve hukukiye ile âdâb ve muamelât esas ittihaz kılınacaktır.

MADDE 119.  Tayyolunmuştur. (Yeniden üç madde ilâve olunup Kanûn-ı Esâsî’nin tetkikat ve ta’dîlâtı ikmal olundukta fasl-ı mahsûslarına nakil ve derç olunmak üzere mevâdd-ı selâse-i mezkûre şimdilik yüzondokuz ve yüzyirmi ve yüzyirmibir rakamı ile ber-vech-i âti tahrir edilmiştir):

MADDE 119. [MADDE 120.[32]] — Postahânelere mevdû evrak ve mekatib müstantik veya mahkeme kararı olmayınca açılamaz.

MADDE 120. [MADDE 121.] — Kanûn-ı mahsûsuna tebaiyet şartı ile Osmanlı’lar hakk-ı içtimaa mâliktir. Devlet-i Osmaniye’nin temamiyet-i mülkiyesini ihlâl ve şekl-i Meşrutiyet ve Hükûmeti tağyir ve Kanûn-ı Esâsî ahkâmı hilâfında hareket ve anâsır-ı Osmaniye’yi siyaseten tefrik etmek maksatlarından birine hâdim veya ahlâk ve âdâb-ı umûmîyeye mugayir cemiyetler teşkili memnû’ olduğu gibi, ale-l-ıtlak hafî cemiyetler teşkili de memnûdur.

MADDE 121. [MADDE 122.] — Hey’et-i Â’yân müzakerâtı alenîdir; fakat bir madde-i mühimmeden dolayı müzakerât hafî tutulmak vükelâ cânibinden beş zât tarafından teklif olundukta, hey’etin içtima ettiği mahal âzânın tahliye edilerek teklifi red veya kabûl için ekseriyet-i ârâya müracaat olunur.

                Hey’et-i Meb’ûsân ve Hey’et-i Â’yân’da kabûl olunan işbu lâyıhanın kanûniyetini irade eyledim.

5 Şaban 1327 - 8 Ağustos 1325 (8 Ağustos 1909)
Mehmet Reşat

(2)
KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 7, 35 VE  43 ÜNCÜ MEVÂDD-I MUADDELESİNİ MUADDİL KANÛN[33]
(2 Recep 1332 — 15 Mayıs 1330)
(15 Mayıs 1914)

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 7. — “... otuzbeşinci madde mûcibince Meclis-i Meb’ûsân[34]’ın lede-l-iktiza feshi ve müddet-i teciliye ve tatiliyenin mecmuu müddet-i içtimaiye-i seneviyenin nısfını tecavüz etmemek ve o sene-i içtimaiye zarfında müddetini ikmal eylemek üzere tecil ve tatili ... hukuk-ı mukaddese-i Pâdişâhîdendir”.
               
MADDE 35. — “Vükelâ ile Hey’et-i Meb’ûsân arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabûlünde vükelâ tarafından ısrar olunup da meb’ûsân cânibinden ekseriyet-i ârâ ile ve mükerreren reddedildiği halde vükelânın tebdîli veyahut müceddeden ve dört ay zarfında intihâb ve içtima olunmak üzere Hey’et-i Meb’ûsân’ın feshi hukuk-ı Pâdişâhî cümlesindendir. Fakat hey’et-i cedide-i meb’ûsân evvelki hey’etin reyinde sebat ve ısrar ederse Meclis-i Meb’ûsân’ın rey ve kararının kabûlü mecburî olacaktır”.

MADDE 43. — “Meclis-i Umûmî’nin iki hey’eti beher sene Teşrin-i sânî iptidâsında ve tecil vuku bulmuş ise müddet-i teciliyenin inkizasında bilâ-da’vetin içtima eder ve bâ-irade-i seniye küşad edilir. Müddet-i içtima altı aydır ve bu müddetin hitâmında Meclis yine bâ-irade-i seniye kapanır. Bu hey’etlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanlarda mün’akid olamaz. Meclis-i Meb’ûsân’ın[35] feshedildiği halde dört ay sonra içtima edecek olan Hey’et-i cedidenin içtimaı bir içtima-ı fevk-al-âde hükmünde olup müddeti iki aydır ve kabil-i temdit olup tecile tâbi değildir ve altmış dokuzuncu maddede muharrer olan dört seneden ibaret müddet-i memuriyeti Teşrin-i sânî iptidâsında başlar.”

MADDE 73. — Kanûn-ı Esâsî’nin yetmişüçüncü maddesi mülgadır.
               
Meclis-i Â’yân[36] ve Meb’ûsân’da kabûl olunan işbu lâyıhanın kanûniyetini ve ona göre Kanûn-ı Esâsî’ye ilâvesini irade eyledim.
2 Recep 1332 — 15 Mayıs 1330
Mehmet Reşat


(3)
7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 102 NCİ MADDESİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 7 NCİ VE 43 ÜNCÜ MEVÂDD-I MUADDELESİNİ MUADDİL KANÛN[37]
(26 Rebiülevvel 1333 — 29 Kânûn-ı Sanî 1330)
(29 Ocak 1914)

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 7. — ... Meclis-i Umûmî’nin miadında açılıp kapatılması, gerek vaktinden evvel gerek sûret-i fevk-al-âdede içtimaa da’veti, temdid-i müddeti, üç ayı tecavüz ve tekerrür etmemek üzere tecili ve sene-i içtimaiyesi zarfında müddetini ikmal eylemek üzere Meclis’in muayyen bir zaman için tatili, otuzbeşinci madde mûcibince Hey’et-i Meb’ûsân’ın lede-l-iktiza feshi, ale-l-ûmum muahedat akdi ... hukuk-ı mukaddese-i Pâdişâhîdendir.

MADDE 43. — Meclis-i Umûmî’nin iki hey’eti beher sene Teşrin-i sânî iptidâsında ve tecil vuku bulmuş ise müddet-i teciliyenin inkizasında bilâ-da’vetin içtima eder ve bâ-irade-i seniye küşad edilir. Müddet-i içtima dört aydır ve bu müddetin hitâmında ...

MADDE 102. — Muvazene Kanûnunun hükmü bir seneye mahsûstur. O senenin haricinde hükmü câri olamaz ve bu hüküm tecil ve tatil ile ihlâl edilemez. Ancak Meb’ûsân muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesholunduğu halde ...

Meclis-i Â’yân[38] ve Meb’ûsân’ca kabûl olunan işbu lâyıha vechile Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîlini irade eyledim.
26 Rebiülevvel 1333
Mehmet Reşat

(4)
KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 76 NCI MADDE-İ MUADDELESİNİ MUADDİL KANÛN[39]
(4 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 25 Şubat 1331)
(9 Mart 1916)

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 76. — Meclis-i Meb’ûsân[40] âzâsından her birine her sene içtimaı için elli bin kuruş tahsisât şehrî beş bin kuruş üzerinden azimet ve avdet harcırahı verilir. Müddet-i içtimaın temdidi ve Meclis’in fevk-al-âde içtimaı halinde ayrıca tahsisât verilmez. Fesihten sonra içtima eden Meclis âzâsına tahsisâtın nısfı verilir.

Meclis-i Â’yân[41] ve Meb’ûsân’ca kabûl olunan işbu lâyıha vechile Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîlini irade eyledim.

4 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 25 Şubat 1331
Mehmet Reşat

(5)
KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 26 REBİÜLEVVEL 1333  TARİHLİ 7 NCİ MADDE-İ MUADDELESİNİN TÂDİLİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 35 İNCİ MADDE-İ MUADDELESİNİN TAYYI HAKKINDA KANÛN[42]
(4 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 25 Şubat 1331)
(9 Mart 1916)

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 7. — ... dört ay zarfında bil-intihâb içtima etmek üzere lede-l-iktiza Hey’et-i Meb’ûsân’ın feshi, ... hukuk-ı mukaddese-i Pâdişâhî’dendir.
               
               
MADDE 35. — Tayyedilmiştir[43].

Meclis-i Â’yân[44] ve Meb’ûsân’ca kabûl olunan işbu lâyıha vechile Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîlini irade eyledim.
4 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 25 Şubat 1331
Mehmet Reşat

(6)
7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 72 NCİ MADDESİNİ MUADDİL KANÛN[45]
(15 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 7  Mart 1332)
(20 Mart 1916)

MEVÂDD-I MUADDELE

MADDE 72. — Müntehibler evsaf-ı matlûbeyi hâiz her Osmanlı’yı intihâb edebilirler. Ancak bir kimse, aynı zamanda üçten ziyade dâire-i intihâbiyede namzetliğini vaz’edemez.

Meclis-i Â’yân[46] ve Meb’ûsân’ca kabûl olunan işbu lâyıha vechile Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîlini irade eyledim.

15 Cemâzi-yel-evvel 1334 — 7  Mart 1332
Mehmet Reşat

(7)
KANÛN-I ESÂSÎ’NİN 69 UNCU MADDESİNİ MUADDİL KANÛN[47]
(8 Cemâzi-yel-âhir 1336— 21 Mart 1334)
(21 Mart 1918)

MEVÂDD-I MUADDELE


MADDE 69. Meb’ûsân intihâb-ı umûmîsi dört senede bir kerre icrâ olunur. İntihâb olunan meb’ûsların müddet-i meb’ûsiyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihâb olunmak câizdir. Ancak dördüncü sene-i içtimaiye Ordû-yı Hümâyûn’un umûmî seferberliğini müstelzim muharebeye müsadif olduğu halde her iki Meclis’te aded-i mürettebin sülüsânıyla müzakeresine ibtidar ve aded-i mürettebin ekseriyet-i mutlakasıyla kabûl edilecek bir kanûn ile müddet-i mezkûre temdit olunabilir.
                Meclis-i Â’yân[48] ve Meb’ûsân’ca kabûl olunan işbu lâyıha vechile Kanûn-ı Esâsî’nin ta’dîlini irade eyledim.

8 Cemâzi-yel-âhir 1336— 21 Mart 1334
Mehmet Reşat


* K.t. 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876), Düstur, 1. Tertip, C. IV., ss. 4-20. “Esaslara İlişkin Yasa” anlamına gelen deyime, Rumî takvimden hareketle, “1293 Kanûn-ı Esâsîsi” de denir. 1921 ve 1924 metinlerinde “Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu”, 1961 ve 1982 metinlerinde ise “Anayasa” deyimi kullanılmaktadır. Birçok eserde, “Kanûn-u Esâsî”, “Kanûn-î Esâsî” veya “Kanûn-i Esâsi” biçimindeki yazımlara da rastlanır. Osmanlıca gramer kuralları dikkate alındığında, Farsça sıfat tamlamalarında iki sözcüğün arasında yer alan harf, Türkçe’ye “-ı” veya “-i” olarak uyarlanabilir; ancak, ses uyumuna göre, konuşmada “u” veya “ü” biçimini de alabilir. Bkz. DEVELLİOĞLU, Ferit (Haz.), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle), (Yayına Haz. GÜNEYÇAL, Aydın Sami), 16. Bs., Aydın Yay., Ankara, 1999, s. XIV. Buna göre, doğru yazım “Kanûn-ı Esâsî” biçimindedir. DEVELLİOĞLU, op.cit., s. 487. Ancak, “Kanûn-u Esâsî” biçimindeki seslendirmenin konuşma diline daha elverişli olmasının da etkisiyle, telâffuz edildiği biçimiyle yazım alışkanlığı yerleşmiş; eski deyimle, “galât-ı meşhur, fasih-i mahcurdan evlâ” (yaygınlaşmış yanlış, terk edilmiş doğrudan üstün) tutulmuştur (Lât. Error communis facit ius: ortak hata, hukuk oluşturur). Derlemede ise, yaygın kullanım yerine, gramer kurallarına uygun düşen yazım biçimi olan “Kanûn-ı Esâsî” tercih edilmiştir.
— Kanûn-ı Esâsî’nin hazırlık çalışmalarına, II. Abdülhamid’in izniyle, 7 Ekim 1876’da başlandı. Taslak hazırlamak üzere, Midhat Paşa başkanlığında 28 kişiden oluşan bir komisyon (Encümen-i Mahsûsa) oluşturuldu. 7 Kasım'da da, bir alt komisyon oluşturuldu. Bu komisyonun çalışmaları sonucu oluşturulan metin, 23 Aralık 1876’da Padişah tarafından bir Fermân’la ilân edildi. KE’nin kendisi bir fermân-anayasa (berât, bröve, charte) olmasına karşın, bir Fermân’la ilân edilmiştir; diğer bir deyişle, yürürlük aracı bir padişah buyruğudur. Bkz. Kanûn-ı Esâsî’nin İlânı Hakkında Sûret-i Münife-i Hatt-ı Hümâyûn (İ.t. 7 Zilhicce 1293-23 Aralık 1876; Düstur, 1. Tertip, C. IV., ss. 2-3). Fermân’ın metni için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 41-42.; ERDEM, Tarhan, Anayasalar ve Seçim Kanunları (1876-1982), 1. Bs., Milliyet Yay., Çeltüt Matb., İstanbul, Temmuz 1992, ss. 441-442.
— KE, Osmanlı-Türk Anayasal gelişmeleri haritasında yer alan ilk Anayasa niteliğine sahiptir. Bunun yanı sıra, Dünya tarihinin ilk yazılı Anayasası olan 17 Eylül 1787 ABD Anayasası’ndan bugüne değin birçok anayasa hazırlanmış olup; saptamalarımıza göre, 1876 Kanûn-ı Esâsî 19. yazılı anayasadır. Önceki 18 anayasa ise, sırasıyla şunlar: ABD (17 Eylül 1787), Fransa (1791), İsveç (6 Haziran 1809), İspanya (1812), Norveç (17 Mayıs 1814), Hollanda (24 Ağustos 1815), Belçika (7 Şubat 1831), Liberya (26 Temmuz 1847), İsviçre (1848), İtalya (1848), Prusya (1848-1850), Danimarka (1849), Lüksemburg (1849), Arjantin (1 Mayıs 1853), Yunanistan (1864), Romanya (1866), Lüksemburg (17 Ekim 1868), İsviçre (29 Mayıs 1874). Söz konusu anayasalarla ilgili tarihler için bkz. EROĞUL, Cem, Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, 1. Bs., AÜSBF Yay., Sevinç Matb., Ankara, 1974, ss. 185-263.; GÖZLER, Kemal, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku, 1. Bs., Ekin Yay., Bursa, Ağustos 2001, s. 18. Bazı kaynaklarda, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettikten sonra “Medine Site Devleti Anayasası” adıyla hazırladığı belgenin dünyanın ilk yazılı anayasası olduğu iddia edilmekte ise de (Örn. Bkz. KARAMAN, Hayreddin, Anahatlarıyla İslâm Hukuku, C. I. (Giriş ve Amme Hukuku), Ensar Yay., İstanbul, 1993, ss. 166-169; AKGÜNDÜZ, Ahmet, Eski Anayasa Hukukumuz ve İslâm Anayasası, Timaş Yay., İstanbul, 1995, s. 37) söz konusu görüş, anayasacılık hareketleri açısından dayanaksızdır. Bir başka saptamaya göre, 1861’de Tunus’taki çok ufak ve başarısız deneme bir yana bırakılacak olursa, 1876 KE, “İslâm dünyasındaki ilk metin”dir. MUMCU, Ahmet, “Türkiye’de Anayasa Reformları-Tarihte Geriye Bakış”, in Türkiye’de Anayasa Reformu, Prensipler ve Sonuçlar Kongresi (29-30 Haziran 2000, Ankara), Konrad Adenauer Vakfı & Türk Demokrasi Vakfı Yay., Ankara, Ocak 2001, s. 49.
— 12 bölümde yer alan toplam 119 maddeden oluşan KE, 1909-1918 yılları arasında, 34 maddede toplam 7 kez değişiklik geçirmiştir. Bunların en önemlisi, kuşkusuz 1909 Revizyonudur. İçeriği itibariyle 1909 Revizyonu, 1876 metninin aksine, misak-anayasa (sözleşme, pacte) olarak değerlendirilmektedir. Değişikliklerin kapsamı, kısaca şöyle özetlenebilir (Söz konusu değişiklikler, metnin ilk şeklinden sonra ayrıca eklenmiştir):
1) I. Değişiklik: 3 Ağustos 1909, Düstur, 2. Tertip, C. I., ss. 638-644 (toplam 24 md. değiştirildi, md. 119 kaldırıldı).
2) II. Değişiklik: 15 Mayıs 1914, Düstur, 2. Tertip, C. VI., ss. 749-750 (3 md. değiştirildi, md. 73 kaldırıldı).
3) III. Değişiklik: 29 Ocak 1914, Düstur, 2. Tertip, C. VII., ss. 224-225 (3 md. değiştirildi).
4) IV. Değişiklik: 25 Şubat 1916, Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 483 (1 md. değiştirildi).
5) V. Değişiklik: 25 Şubat 1916, Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 484 (1 md. değiştirildi, md. 35 kaldırıldı).
6) VI. Değişiklik: 7 Mart 1916, Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 754 (1 md. değiştirildi).
7) VII. Değişiklik: 21 Mart 1918, Düstur, 2. Tertip, C. X., s. 176 (1 md. değiştirildi).
[1] Kanûn-ı Esâsî’nin ilk metninin yanı sıra, 1, 2 ve 3 üncü ta’dîllerinde maddeler “Birinci madde”, “İkinci madde” ... biçiminde yazıldığı halde; 4, 5, 6 ve 7 nci ta’dîllerinde “Madde 1”, “Madde 2” ... biçiminde yazılmıştır. Bazı derlemelerde de olduğu üzere (KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 43-55.), derlememizde de, günümüz kullanımına daha uygun olan ikinci yazım biçimi tercih edilmiştir.
[2] Bkz. Sultan Abdülhamid Han-ı Sânî’nin Hilâfet ve Saltanat-ı Osmaniye’den İskâtı ve Sultan Muhammed (Mehmed Reşad) Han-ı Hâmis Hazretleri’nin İs’âd ve İclâsı Hakkında Fetva-i Şerife (İ.t. 7 Rebiyülahir 1327-14 Nisan 1325 (1909); Düstur, 2. Tertip, C. I., s. 166). Metin için ayrıca bkz. Takvîm-i Vakâyi, 15 Nisan 1325, s. 194.; KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 80.; ERDEM, op.cit., s. 446. Sultan Mehmet Reşad’ın Cülûsu Münasebeti ile Bâb-ı Âli’de Kırâat Olunan Hatt-ı Hümâyûn (İ.t. 15 Rebiyülahir 1327 (1909); Düstur, 2. Tertip, C. I., s. 167). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 82. Abdülaziz Tarafından Cülûsunu Müteakip Sadârete Gönderilen Hatt-ı Hümâyûn (İ.t. 23 Zilhicce 1277 (1861); Düstur, 1. Tertip, C. I., s. 14). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 30-31. Hilâfetin İlgasına ve Hanedân-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti Memâliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun (K.n. 431., K.t. 3.3.1340 (1924)); Düstur, 3. Tertip, C. V., s. 668 (323)). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 115.; ERDEM, op.cit., ss. 456-457. Bu Kanunun 2. maddesi değiştirilmiş ve 5 ek madde ilâve edilmiştir. (K.n. 5998., K.t. 16.6.1952; Düstur, 3. Tertip, C. XXXIII., s. 1525).
[3] Kuvve-i İcrâiye Teşkiline Dair Hey’et-i Umûmîye Kararı (Karar no. 5., K.t. 25.4.1336 (1920)); R.G., T. 7.2.1337, S. 1.; Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 2). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 96.; ERDEM, op.cit., s. 448. İcra Vekilleri Kanunu’nun İkinci Maddesini Muaddil Kanun (K.n. 47, K.t. 4.11.1336 (1920)); Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 123.; Ceride-i Resmiye, T. 8-28 Şubat 1337, S. 1). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 99.
[4] Bkz. İstanbul Hükûmetince Yapılan Terfiler ve Saire Hakkında Hey’et-i Umûmîye Kararı (Karar no. 17., K.t. 24.5.1336 (1920); Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 10). Metin için ayrıca bkz. ERDEM, op.cit., s. 450. 16 Mart 1332 Tarihinden İtibaren İstanbul Hükûmetince Akdedilen Bilcümle Mukavelât, Uhudât ve Sairenin Keenlemyekün Addi Hakkında Kanun (K.n. 7.,K.t. 7.6.1920; R.G., T. 14.2.1921, S. 2).
[5] Bkz. Meclis-i Umûmî-i Millî Kararnâmesi (İ.t. 7 Rebiyülahir 1327-14 Nisan 1325 (1909); Düstur, 2. Tertip, C. I., s. 167). Metin için ayrıca bkz. Takvîm-i Vakâyi, 15 Nisan 1325, s. 194.; KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 81.; ERDEM, op.cit., s. 446.
[6] Bkz. Meb’ûsân’ın Müddet-i Meb’ûsiyetinin Bir Sene Temdidi Hakkında Kanun (K.t. 1 Nisan 1334 (1918); Düstur, 2. Tertip, C. X., s. 362). Metin için ayrıca bkz. Takvîm-i Vakâyi, T. 3 Nisan 1334, S. 3201.; ERDEM, op.cit., s. 26.
[7] Konuyla ilgili olarak şu belgelere bakılabilir: Sultan Abdülhamid’in İlk Osmanlı Meclisi’ni Açış Nutku (KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 56-61); Sultan Abdülhamid’in İlk Osmanlı Meclisi’ni Açış Nutku’na Meclis-i Â’yân’ın cevabı (KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 62-65); Sultan Abdülhamid’in İlk Osmanlı Meclisi’ni Açış Nutku’na Meclis-i Meb’ûsân’ın cevabı (KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 66-71). İlk Osmanlı Meclis-i Umûmî’si, 19 Mart 1877’de Padişah’ın söyleviyle açtı. 56 içtima (toplantı) sonunda 28 Haziran 1877’de feshedilen Meclis, 13 Aralık 1877’de yeniden toplanarak 29 iç.tima sonrasında 14 Şubat 1878’de KE md. 43 gereği tekrar tatile girmiştir. Aynı md. gereği Kasım başında yeniden içtimaa çağrılması gerektiği halde, bir daha çağrılmamıştır. Aslında Meclis Padişah II. Abdülhamid tarafından fesh edilmemiş, KE’ye uygun olarak tatile girmiş, ancak KE’ye aykırı olarak bir daha çağrılmamıştır. Böylece KE, hukuken değilse bile, fiilen hükümsüz duruma düşmüştür. Théma Larousse, s. 211.
[8] Bkz. Nizâmnâme-i Dahilî Hakkında Hey’et-i Umûmîye Kararı (Karar no. 7, K.t. 26 Nisan 1336 (1920)); R.G., T. 7.2.1337, S. 1.; Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 3). Metin için ayrıca bkz. ERDEM, op.cit., s. 449.
[9] Görüldüğü üzere, yalnızca erkek tebaaya oy (seçme) hakkı tanınmaktadır. Kadınlara da seçme hakkının tanınması için, yaklaşık 58 yıl daha beklemek gerekecek, 1924 TEK md. 10’da 5.12.1934 tarih 2599 No.lu Kanun’la yapılan değişiklikle, kadın-erkek eşitliğine bir adım daha atılacaktır. Eklemek gerekir ki, yine aynı tarihte 1924 TEK md. 11’de yapılan değişiklikle, kadınlara milletvekili seçilebilme yolu açılmıştır. Kadın yurttaşlara mahallî yönetimlerde adaylık yolunun açılması ise, 3 Nisan 1930’da gerçekleşmiştir. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye bu anlamda oldukça ileridir. Nitekim, kadınlara oy hakkı Fransa’da 1944’te, İtalya’da 1946’da, Belçika’da 1948’de, İsviçre’de ise 1971’de tanınmıştır.
[10] Bkz. “Bu Defa İttifâk-ı Ârâ ile Verilen Karar Üzerine Müteallik ve Şeref-sûdûr Buyurulan Emr-i İrade-i Seniye-i Hazret-i Pâdişah-i Mantuku Âlisine Tevfikan Der-saâdet’te Teşkil Olunacak Meclis-i Umûmî’nin İktiza Eden Nizâmât-ı Esâsiye ve Dâhiliyesi Bir Taraftan Tetkik ve Tanzîm Olunmakta Bulunduğundan Anların Husûl ve Tekarrürüne Kadar Bu Seneye Mahsûs Olmak Üzere Meclis-i Mezkûr Âzâsının Sûret-i İntihâb ve Tâyinine Dair Talimat-ı Muvakkate” (İ.t. 10 Şevval 1293 (24 Ekim 1876)). Metin için bkz. ERDEM, op.cit., ss. 135-137. İntihâb-ı Meb’ûsân Kanunu (K.t. 20 Temmuz 1324 (1908)); Düstur, 2. Tertip, C. 1., s. 14.; Takvîm-i Vakâyi, T. 20 Eylül 1324, s. 1-5). İntihâb-ı Meb’ûsân Kanûnnâmesinin Suver-i İcrâiyesine Dair Talimat (İ.t. 20 Temmuz 1324 (1908)); Düstur, 2. Tertip, C. 1., s. 37.; Takvîm-i Vakâyi, T. 20 Eylül 1324, s. 1-5). Berrî ve Bahrî Erkân ve Ümera ve Zabıtan ile Küçük Zabıtan ve Efradiyle Mensubîn-i Askeriyenin Hizmet-i Askeriyede Bulundukları Müddetçe Hakk-ı İntihâblarını İstimal Edememeleri Hakkında Kanûn-ı Muvakkat (K.t. 20 Eylül 1328 (1912); Düstur, 2. Tertip, C. IV., s. 651.; Takvîm-i Vakâyi, T. 27 Eylül 1328, S. 1251). 1335 Senesi Meb’ûsân İntihâbına Mahsûs Kararnâme (K.t. 7 Teşrin-i Evvel 1335 (1919); Düstur, 2. Tertip, C. XI., s. 388). Metin için ayrıca bkz. Takvîm-i Vakâyi, T. 9 Teşrin-i Evvel 1335, S. 3667.; ERDEM, op.cit., ss. 154-155. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Nâmına İntihâb Hakkındaki Tebliğ (K.t. 19 Mart 1336 (1920). Metin için bkz. ERDEM, op.cit., ss. 154-155.
[11] Bkz. İlk Osmanlı Meclisi’nin Tatiline Dair Meclis-i Vükelâ Mazbatası (K.t. 10 Safer 1295 (1878)). Metin için bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 72. Meclis-i Meb’ûsân’ın Feshine Dair İrade-i Seniye (İ.t. 2-14 Şubat 1293 (1878)). Metin için ayrıca bkz. Takvîm-i Vakâyi, T. 3-15 Şubat 1293; ERDEM, op.cit., s. 443. 1878’de KE’yi askıya alan II. Abdülhamid, bu tarihten 1908’de II. Meşrutiyet’in ilânına kadar geçen süre içinde tüm yetkileri tekeline aldığından, yaklaşık 30 yıl süren bu dönem “İstibdât Devri” olarak da adlandırılmaktadır. Meclis-i Umûmî, ancak 17 Aralık 1908’de yeniden açılabildi. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilân edilmesinden yaklaşık bir yıl 1876 KE’de 1909 Revizyonu gerçekleştirildi. Théma Larousse, s. 213.
[12] Bkz. Meclis-i Meb’ûsân’ın İçtimaa Da’vet Olunması Hakkında İrade-i Seniye (İ.t. 24 Cemazî-yel-âhir 1326-10 Temmuz 1324 (1908)). Metin için bkz. Takvîm-i Vakâyi, 11 Temmuz 1324; Düstur, 2. Tertip, C. I., ss. 1-2.; KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 75-76.; ERDEM, op.cit., ss. 444-445.
[13] Bkz. Malta’ya Nefyolunan Meclis-i Meb’ûsân Âzâsı Hakkında Hey’et-i Umûmiye Kararı (Karar no. 28, K.t. 31.7.1336 (1920); R.G., T. 21.2.1337, S. 3.; Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 40). Metin için ayrıca bkz. ERDEM, op.cit., s. 450. Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun Tefsiri (Karar no. 1, K.t. 8.9.1336 (1920)); Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 59.; Ceride-i Resmiye, T. 21 Şubat 1337, S. 3). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 98.; ERDEM, op.cit., s. 452.
[14] Söz konusu kurum, md. 92 ve 95’te ise, “Mahkeme-i Temyiz” olarak anılmaktadır.
[15] Çok ilginç ve ironik bir not olarak eklemek gerekir ki, söz konusu hükmün ilk uygulandığı kişi, KE metnini hazırlayan Kurulun içinde bizzat yer alan ve yürürlüğe konması için büyük çaba harcayan Mithat Paşa’dır. Kaydedildiğine göre, bir sabah erkenden Mâbeyn’e çağırılan Paşa, üzerindeki Mühr-ü Hümâyûn Eğinli Said Paşa tarafından alındıktan sonra, hemen sınır dışı edilmek üzere, hazır bekleyen İzzeddin Vapuru’na binmesi kendisine tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine Paşa, üstünde hiç para olmadığını söyleyince cebine 500 altın konulmuş ve bu sırada Said Paşa’ya “Eğer beni buradan tard-u te’bid ederseniz, alimallah memleket mahvolur” (akt. ÖZÇELİK, op.cit., s. 66., dp. 10.) diyen Paşa’nın bu sözlerine aldıran olmamış, bu ünlü “giyotin hükmünün ilk kurbanı” olarak, sürgüne gönderilmiştir.
[16] Bkz. Malta’ya Nefyolunan Meclis-i Meb’ûsân Âzâsı Hakkında Hey’et-i Umûmiye Kararı (Karar no. 28, K.t. 31.7.1336 (1920); R.G., T. 21.2.1337, S. 3.; Düstur, 3. Tertip, C. I., s. 40). Metin için ayrıca bkz. ERDEM, op.cit., s. 450.
[17] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir.
[18] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[19] Kanûn-ı Esâsî’nin Mer’iyeti Hakkında Sâdır Olup Bâb-ı Âli’de Kırâat Edilen Hatt-ı Hümâyûn (K.t. 4 Recep 1326-19 Temmuz 1324 (1908)); Düstur, 2. Tertip, C. I., s. 11). Metin için ayrıca bkz. KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., ss. 77-79.
[20] Bkz. “Bu Defa İttifâk-ı Ârâ ile Verilen Karar Üzerine Müteallik ve Şeref-sûdûr Buyurulan Emr-i İrade-i Seniye-i Hazret-i Pâdişah-i Mantuku Âlisine Tevfikan Der-saâdet’te Teşkil Olunacak Meclis-i Umûmî’nin İktiza Eden Nizâmât-ı Esâsiye ve Dâhiliyesi Bir Taraftan Tetkik ve Tanzîm Olunmakta Bulunduğundan Anların Husûl ve Tekarrürüne Kadar Bu Seneye Mahsûs Olmak Üzere Meclis-i Mezkûr Âzâsının Sûret-i İntihâb ve Tâyinine Dair Talimat-ı Muvakkate” (İ.t. 10 Şevval 1293 (24 Ekim 1876)). Metin için bkz. ERDEM, op.cit., ss. 135-137.
[21] Düstur, 2. Tertip, C. I., s. 638.; Takvîm-i Vakâyi, T. 22 Mayıs 1325, S. 321.
[22] KE’deki ilk değişikliğin tarihi, bazı kaynaklarda 1911 olarak verilmektedir. Bkz. SOYSAL, Mümtaz, “Türk Parlamentolarında Meclis Başkanlarının Durumu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XII., S. 2., Haziran 1957, s. 77.
[23] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir. Uyarlamada düzeltilmiştir.
[24] Orijinal metinde, “tasarı” anlamına gelen “lâyıha” sözcüğü geçmesine karşın, Anayasa Hukuku terminolojisine göre doğru terim, “teklif”tir.
[25] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[26] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[27] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir.
[28] Burada kastedilen hey’etler, “Meclis-i Umûmî”nin iki kanadı olan “Hey’et-i Â’yân” ve “Hey’et-i Meb’ûsân”dır.
[29] Günümüzdeki karşılığı, “Resmî Gazete”dir.
[30] Birçok derlemede ilk metinde “menasıp” sözcüğü kullanılmasına karşın, değişiklik metninde yanlış olarak “mehasıp” yer alır (ERDEM, opc.it., s. 16.; KİLİ & GÖZÜBÜYÜK, op.cit., s. 85.; KUZU, op.cit., s. 272.); oysa ki, ikinci sözcüğün bu tür bir anlamı yoktur.
[31] Orijinal metinde “Meclis” sözcüğü kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et” olması gerekir.
[32] Değişiklikle md. 119 yürürlükten kaldırılmış olsa da, sonradan yürürlüğe konan md’nin no.su 120 olmalıydı. Kaldı ki, her iki madde birbirinden farklı ve birbirinin yerine geçmesi söz konusu olmayan hükümler içermektedir. Ancak, tam tersi yapılmıştır. Benzer bir durum, 1961 Anayasası döneminde de olmuştur. Geçici md. 11 kaldırılmış, sonra gelen md’nin no.su da 11 olmuştur. Her iki numaralandırma yöntemi de yanlıştır.
[33] Düstur, 2. Tertip, C. VI., s. 749.; Takvîm-i Vakâyi, T. 22 Mayıs 1330, S. 1837.
[34] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir.
[35] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir.
[36] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yan” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[37] Düstur, 2. Tertip, C. VII., s. 224.; Takvîm-i Vakâyi, T. 2 Şubat 1330, S. 2084.
[38] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yan” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[39] Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 483.; Takvîm-i Vakâyi, T. 29 Şubat 1332, S. 2466. KE’deki 4, 5, 6 ve 7 no.lu tâdillerin günümüz Türkçe’sine uyarlanmış metinlerinin ilk kez yayını için bkz. TUNÇAY, Mete, “1293 Kanun-u Esasîsinin Son Tâdilleri”, in Armağan: Kanun-u Esâsî’nin 100. Yılı, AÜSBF Yay. No. 423., Sevinç Matb., Ankara, 1978, ss. 249-255.
[40] Orijinal metinde “Meclis-i Meb’ûsân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Meb’ûsân” olması gerekir.
[41] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yân” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[42] Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 484.; Takvîm-i Vakâyi, T. 1 Mart 1332, S. 2467.
[43] 9 Mart 1916’da yürürlükten kaldırılan md. 35 için “tayyedilmiştir” ifadesi kullanılmıştır; oysa daha önce, 15 Mayıs 1914’de, md. 73 için “mülgadır” ifadesi geçmekteydi. “Kaldırılmıştır” ve “ilga edilmiştir” anlamlarına gelen her iki ifade arasında herhangi bir anlam farklılığı olmayıp, “yürürlükten kaldırılma” anlamına gelir.
[44] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yan” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[45] Düstur, 2. Tertip, C. VIII., s. 754.; Takvîm-i Vakâyi, T. 20 Mart 1332, S. 2486.
[46] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yan” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.
[47] Düstur, 2. Tertip, C. X., s. 176.; Takvîm-i Vakâyi, T. 22 Mart 1334, S. 3187.
[48] Orijinal metinde “Meclis-i Â’yan” ifadesi kullanılmakla birlikte, doğrusu “Hey’et-i Â’yân” olması gerekir.

1 yorum:

derkenar dedi ki...

Ellerinize sağlık. İnternette dolaşan, belge.net ve wikisource dahil her yerde transliterasyon çok kötü. Buradaki metin çok düzgün, teşekkürler.